Trump’tan AB’ye “Gümrük” Ültimatomu: “250. Yıla Kadar Süreniz Var”
ABD Başkanı Donald Trump, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin ardından hem İran hem de transatlantik ticarete ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Trump, AB’ye yönelik gümrük vergisi tehdidini ABD’nin bağımsızlık yıl dönümüyle ilişkilendiren bir ültimatom verdi.
İran Konusunda “Tam Mutabakat”
Başkan Trump, görüşmede İran’ın nükleer programına karşı Brüksel ile ortak bir duruş sergilediklerini belirtti. İran rejimine yönelik sert eleştirilerini sürdüren Trump, görüşmenin detaylarını şu sözlerle paylaştı:
“AB Komisyonu Başkanı Leyen ile harika bir görüşme gerçekleştirdik. İran’ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiği konusunda tamamen mutabık kaldık. Kendi halkını öldüren bir rejimin, milyonları öldürebilecek bir bombayı kontrol edemeyeceği konusunda hemfikirdik.”
Ticaret Anlaşmasında “Sıfır Vergi” Baskısı
Trump, Temmuz 2025’te İskoçya’nın Turnberry kentinde imzalanan ticaret anlaşmasını hatırlatarak, AB’nin üzerine düşen yükümlülükleri henüz yerine getirmediğini savundu. Anlaşmanın “şimdiye kadarki en büyük ticaret anlaşması” olduğunu iddia eden Trump, Avrupa ülkelerinin ABD ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerini derhal sıfıra indirmesi gerektiğini vurguladı.
4 Temmuz 2026: “Ya Anlaşma Ya Yüksek Vergi”
Trump, AB’ye vaatlerini yerine getirmesi için ABD’nin kuruluş yıl dönümüne kadar süre tanıdığını belirterek bir takvim açıkladı:
“Ülkemizin kuruluşunun 250. yıl dönümüne (4 Temmuz 2026) kadar süre tanımayı kabul ettim. Eğer o tarihe kadar gümrük vergileri sıfırlanmazsa, Avrupa ürünlerine uyguladığımız vergiler çok daha yüksek seviyelere çıkarılacak. Sabırla bekliyorum.”
Transatlantik Hattında Gerilim
Trump’ın “İskoçya mutabakatı” olarak adlandırdığı ve vergilerin kaldırılmasını öngören taahhütlerin yerine getirilmemesi halinde, otomotivden gıdaya kadar pek çok sektörde karşılıklı vergi savaşlarının başlamasından endişe ediliyor. Analistler, Trump’ın bu çıkışını, Hürmüz Boğazı krizinde Avrupa’nın desteğini tam olarak yanına çekmek ve ekonomik olarak “Önce Amerika” politikasını tahkim etmek için bir pazarlık kozu olarak değerlendiriyor.